SON ZAMANLARDA HERKES YORGUN PEKİ NEDEN?
İnsan en çok, yapması gerekenle yaşadığı hayat arasındaki mesafe de büyüdüğünde yorulur. Her ertelenen söz, her geciken adım, her susturulan vicdan zamanla insanın omuzlarına görünmez bir ağırlık bırakır. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünür; fakat içinde, yaşanmamış hayatların ağırlığını taşır.
Mesele de bu ya insan bazen bedeninin değil, ruhunun yükünden yorulur. Psikolojide yorgunluk her zaman uykusuzlukla açıklanmaz. Kimi zaman insanı tüketen şey, taşıdığı düşünceler, bastırdığı duygular ve içinde çözemediği meselelerdir. Sürekli güçlü görünmeye çalışmak, herkesi memnun etmeye uğraşmak, geçmişin yükünü sırtında taşımak ya da geleceğin kaygısıyla yaşamak zihni durmaksızın meşgul eder. Zihin dinlenemediğinde ise beden de dinlenemez.
Bu yüzden insan bazen hiçbir iş yapmadığı hâlde bitkin hisseder. Çünkü yorgunluk sadece kaslarda değil, umutlarda da birikir. En ağır yorgunluk ise yol yürümekten değil; olduğu yer ile olmak istediği yer arasındaki mesafeyi her gün yeniden fark etmekten doğar. İnsan çoğu zaman çalışmaktan değil, içinde taşıdığı sessiz yüklerden yorulur.
Çünkü insanı yoran şey yalnızca çalışmak değildir. Bazen yetişemediği hayaller, içinde biriktirdiği kırgınlıklar, söyleyemediği sözler ve taşıdığı sorumluluklar da insanı tüketir. Beden dinlense bile zihin susmaz, vicdan rahat etmez, kalp huzur bulmazsa yorgunluk geçmez. Belki de bu yüzden son zamanlarda herkes biraz yorgun; kimi hayatın yükünden, kimi yalnızlığından, kimi de içinde verdiği görünmeyen mücadelelerden…

