Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Köşe Yazıları

EYLÜL BARIŞ AYI MI? YOKSA SAVAŞLARIN GÖLGESİNDE BİR BAŞLANGIÇ MI?

VİDEOYU PAYLAŞ

EYLÜL BARIŞ AYI MI?
YOKSA SAVAŞLARIN GÖLGESİNDE BİR BAŞLANGIÇ MI?

Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
Eylül geldi…
Hani Atilla İlhan diyor ya;
Elinde değildir. Akşam serinliğinde üşürsün eylülden itibaren geceler hazindir. Uzundur…
Gerçekten de öyle;
Takvim yaprakları değişti, yaz geride kaldı. Fakat dünyanın ve Türkiye’nin gündeminde değişmeyen bir gerçek var: İnsanlık hâlâ savaşların, çatışmaların, ekonomik sıkıntıların ve siyasi gerilimlerin ortasında yaşamaya çalışıyor.
Hani bir de eylül ayına barış ayı deniyor ya…
Ne güzel bir söz!
Eylül ayına “barış ayı”
Ama sözün güzelliği, gerçeğin ağırlığını örtmeye yetmiyor.
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında insanlar savaş korkusuyla yaşıyor. Çocuklar bombaların altında büyüyor, milyonlarca insan evini terk etmek zorunda kalıyor. Devletler bir yandan barıştan söz ederken diğer yandan silahlanmaya milyarlarca dolar harcıyor.
Peki bu nasıl bir barış anlayışıdır?
Barıştan söz edip savaşa yatırım yapmak, insanlığın en büyük çelişkilerinden biri değil midir?
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDE TARİHİ BİR FIRSAT VAR
Türkiye açısından Eylül ayının anlamı daha da büyük.
Yıllardır terörün, çatışmanın ve toplumsal ayrışmanın ağır bedellerini ödedik. Binlerce insanımızı kaybettik. Ekonomik kaynaklarımızın önemli bir bölümünü güvenlik sorunlarına ayırmak zorunda kaldık, ne yazık ki…
Artık Türkiye’nin kaybedecek zamanı yok.
Artık Türkiye’nin yitireceği eylül ayı tükendi.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve toplumun bütün kesimlerinin kendisini bu ülkenin eşit ve değerli bir parçası olarak görmesi gerekiyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var:
Terörsüz Türkiye, sadece silahların bırakılmasıyla kurulamaz.
Kalıcı barışın temeli adalettir, hukuktur, demokrasidir, ekonomik fırsat eşitliğidir ve insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmesidir.
Barış isteyen bir ülke, önce kendi vatandaşının birbirine güvenmesini sağlamalıdır.
BARIŞIN BEDELİ VAR, AMA SAVAŞIN BEDELİ ÇOK DAHA AĞIR
Siyasetçiler barıştan söz ederken toplumun da bir sorumluluğu var.
Yıllardır bizi birbirimize düşman eden dili değiştirmek zorundayız.
Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye, sağcıyı solcuya, iktidar yanlısını muhalifine karşı konumlandıran siyaset anlayışı Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmadı.
Tam tersine, hepimiz kaybettik.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kavga değil, yeni bir toplumsal sözleşmedir.
Ekonomik sorunlarımızı da ancak huzur ve güven ortamında çözebiliriz. Çünkü yatırım güven ister, üretim istikrar ister, gençler gelecek umudu ister.
DÜNYA DA AYNI SINAVDAN GEÇİYOR
Dünyanın büyük güçleri bir an önce şunu anlamalı:
Savaşların kazananı olabilir ama savaşların gerçek galibi yoktur.
Bir ülke askeri olarak kazanabilir; fakat geride yıkılmış şehirler, yetim çocuklar, parçalanmış aileler ve yıllarca sürecek travmalar bırakıyorsa insanlık kazanmış sayılmaz.
Eylül bize yeni bir fırsat sunuyor.
Türkiye için de dünya için de…
Bu fırsatı ya barışa dönüştüreceğiz ya da geçmişte yaptığımız hataları tekrar edeceğiz.
Ben Eylül’den umutluyum.
Ama kör bir umut değil bu.
Barışın kendiliğinden gelmeyeceğini biliyorum.
Barış; cesaret ister, siyasi irade ister, samimiyet ister.
Ve en önemlisi, barış isteyenlerin savaştan çıkar sağlayanlardan daha güçlü olması gerekir.
Eylül gerçekten “barış ayı” olacaksa, bunu takvim değil, insanların iradesi belirlemelidir.
Çünkü artık sorumuz şu olmamalı:
“Savaşı nasıl kazanırız?”
Asıl sorumuz şu olmalı:
“Barışı nasıl kazanırız?”
Türkiye’nin de dünyanın da geleceği, vereceği bu cevapta yatıyor.
&
Bir sözde benden
İnsanların utanç duyması gereken şeylerle gurur duyduğu bir zamanda yaşıyoruz.
&
Emekli Dostlar bunları biliyor muydunuz?
Emeklilere;
Müzeler ve tiyatrolar,
Göbekli Tepeden Topkapı sarayına kadar tüm devlet müzeleri ve Devlet Tiyatrosu oyunları tamamen ücretsiz
Öğretmen ve polis evlerinde % 50 ye varan net indirim
&
Günün sorusu
Kendi dinini başkalarının diliyle uygulayan bir devlet var mıdır?
&
Ve yazıma çoğu kez olduğu gibi bir şiirimle son veriyorum.
DÜŞÜNÜYORUM
Ve o kadar çok uzaktasın ki,
Ne senin elin varıyor elimi tutmaya
Ne benim kolum varıyor, belini sarmaya
Aslında o kadar da çok yakındasın ki
Elin elimde,
Kolum belinde… R Y
&
Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, aslına uygun bir biçimde MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”
“ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”
Anzele büyük bir göl haline dönüştürülsün. Etrafı piknik alanı olsun.
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.

DİĞER VİDEOLAR