Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Köşe Yazıları

EKONOMİNİN RAKAMLARI, VATANDAŞIN GERÇEKLERİ

VİDEOYU PAYLAŞ

EKONOMİNİN RAKAMLARI, VATANDAŞIN GERÇEKLERİ

Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
Ekonomide açıklanan rakamlarla vatandaşın mutfağındaki gerçekler arasındaki mesafe, bugün üzerinde en fazla düşünmemiz gereken meselelerden biridir.
Çünkü ekonomi yalnızca büyüme oranlarından, güven endekslerinden veya piyasa göstergelerinden ibaret değildir. Ekonomi, emeklinin ay sonunu nasıl getirdiği, işçinin maaşıyla ailesini nasıl geçindirdiği, esnafın dükkânının kirasını nasıl ödediği ve gençlerin geleceğe ne kadar umutla bakabildiğidir.
İşte asıl gerçek burada.
Türkiye İstatistik Kurumunun 22 Eylül’de açıkladığı verilere göre tüketici güven endeksi eylül ayında 91,9’a yükseldi.
Ancak aynı verilerde, mevcut dönemde hanenin maddi durumuna ilişkin endeksin 75,3 seviyesinde kaldığı görülüyor. Bu tablo, geleceğe ilişkin beklentilerde bir miktar iyileşme yaşanırken bugünkü ekonomik koşulların vatandaş açısından hâlâ zorlayıcı olduğuna işaret ediyor.
Bu gerçekleri gözden ırak tutmamak gerekir.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının açıkladığı ağustos ayı verilerinde ise yıllık enflasyon yüzde 31,51 olarak kaydedildi. Özellikle gıda, ulaştırma ve konut giderlerinin vatandaşın bütçesi üzerindeki etkisi dikkat çekiyor. Ki vatandaşlarımızı ilgilendiren ve de en çok etkileyen üç ana kalem.
Üstelik fiyatların artış hızının yavaşlaması, fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Bir ailenin her ay yaptığı alışverişte aynı ürünlere daha fazla para ödemesi, enflasyonun günlük hayattaki en somut karşılığıdır.
Burada asıl soru şudur: Ekonomideki iyileşme vatandaşın hayatına ne zaman ve nasıl yansıyacak?
Bu olası mıdır?
Elbette ekonomik dengelerin sağlanması, üretimin artırılması ve fiyat istikrarının korunması önemlidir. Ancak bu hedeflere ulaşılırken toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı sıkıntılar da göz ardı edilmemelidir.
Özellikle sabit gelirli vatandaşlar, emekliler ve asgari ücretle çalışanlar için geçim mücadelesi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir meseledir.
Yani hayat yalnızca yemek içmek değildir.
Bir ülkede insanlar geleceklerini planlayamıyor, gençler çalıştıkları hâlde ev kurmakta zorlanıyor, emekliler yıllarca verdikleri emeğin karşılığını günlük ihtiyaçlarına yetiştiremiyorsa ekonomik tartışmaların merkezine insanı koymak gerekir.
Bu çok önemlidir.
Üstelik ekonomik sorunların çözümü yalnızca maaş artışlarıyla sınırlı düşünülemez. Üretimin desteklenmesi, tarımda verimliliğin artırılması, eğitim ve istihdam arasındaki bağın güçlendirilmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması da uzun vadeli bir ekonomik iyileşmenin temel unsurlarıdır.
Yoksa salt maaşın artması tek başına yetmiyor. Maaş artınca hatta haberi duyulunca zamlar ardı sıra geliyor. O zaman darve sabit gelirliler gittikçe fakirleşiyor.
Siyasetin görevi de yalnızca hedef açıklamak değil, bu hedeflerin sonuçlarını vatandaşın hayatında görünür kılmaktır. Bunun için ekonomik kararların şeffaf biçimde anlatılması, eleştirilerin dikkate alınması ve sorun yaşayan kesimlerin sesinin duyulması gerekir.
Daha da önemlisi rast gele yapılan zamların önüne geçilmesi, frenlenmesi gerekir.
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin gerçek refahı, yalnızca ekonomik göstergelerle değil, o ülkede yaşayan insanların yaşam kalitesiyle ölçülür. Vatandaşın sofrasına, cebine ve geleceğe dair umutlarına dokunmayan hiçbir ekonomik başarı, toplumun tamamı tarafından hissedilen bir başarıya dönüşemez.
Gerçek bu değil midir?
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, rakamlarla hayatın gerçeklerini birbirine yaklaştıran, üretimi ve adil paylaşımı birlikte düşünen, vatandaşın güvenini güçlendiren bir ekonomik anlayıştır.
Çünkü ekonomik istikrarın en önemli göstergelerinden biri, insanların yarına korkuyla değil, umutla bakabilmesidir.
Toplumun hükumetlerden beklentisi de budur.
&
Kulağa hoş gelen sözler
Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir. Konfüçyüs
&
Kirveme öğütler
Kirvem bak Victor Hugo ne diyor;
Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz. Biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk. O yüzden anlaşamıyoruz.
Sen anladın sanıyorum.
&
Ve yazıma çoğu kez olduğu gibi bir şiirimle son veriyorum.
HAYRAN
Tel tel saçımsın
Gün geçtikçe ağaran.
Sen ilk göz ağrımsın,
Yüreğimde yaşlanan.
Sen umudumsun,
Her geçen gün azalan.
Göz nurumsun,
Gün geçtikçe kararan
Sen dünümsün,
Küçelerinde oynanan.
Sen yüreğimsin
Yaşamak için çırpınan.
Sen en büyük sevdamsın
Sen Diyarbekir’imsin, hayran. R.Y
&
Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, aslına uygun bir biçimde MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”
“ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”
Anzele büyük bir göl haline dönüştürülsün. Etrafı piknik alanı olsun.
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.

DİĞER VİDEOLAR