DİYARBEKİR’İ DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ YAPALIM…
Günaydın Türkiye.Günaydın sevgili okurlarım.
Değerli okurlarım; Diyarbekir’de olduğum yirmi beş gün içinde yaptığım tüm ziyaretlerde, katıldığım tüm toplantı ve açılışlarda görüştüğüm herkes; aşağıda yayınlayacağım yazıyı tekrar tekrar yayınlamamı istedi, hatta bazıları gündeme alınana kadar haftada bir tekrarlayın dedi.
Ben de giderayak bu yazımı siz sayın okuyucularıma ve de yetkililerin dikkatlerini çekmek için biraz da güncelleyerek tekrar sunuyorum.
DİYARBEKİR’İ MÜZE YAPALIM
Gelin; eski Diyarbekir’i, Sur içini müze yapalım.
Gelin kapayalım Surların kapısını, Eski Diyarbekir; Dünyanın En Büyük Açık Hava Müzesi olsun.
Kaç zamandır kafamda. Bugün yazmak nasip oldu. Bugünkü Sur, dünkü gerçek Diyarbekir’e dizayn verildiği bu günlerde.
Ey devletin resmi yöneticileri, ey yerel yönetimlerin yöneticileri, ey Meslek Odaları, ey tüm sivil toplum örgütleri yönetici ve üyeleri, ey Kalkınma Ajansı yetkilileri, ey Diyarbekir’i seviyorum diyen, içerde ve dışarıda yaşayan Amed’li hemşerilerim.
Ve ey adını sayamadığım Diyarbekir severler, gelin el ele verelim, bu hayali gerçekleştirelim. Gerçeğe dönüştürelim. Diyarbekir kurtulsun.
Türkiye kurtulsun.
Diyarbekir dünya olsun…
Haydi canlar birlik olalım, el verelim, bel verelim, Sur içini dünyanın en büyük açık hava müzesi yapalım. İnanç turizminin, tarih turizminin başkenti yapalım, Miniya Amed yapalım Peygamberler Şehrini.
Nasıl mı?
Tabi ben mimar değilim. Mühendis de değilim. Şehir planlamacı hiç değilim.
Ben Diyarbekir sevdalısı, emekli edebiyat öğretmeni, çocukluğunu, gençliğini tüm öğrenimini bu kadim şehirde yapmış; bana verdiklerini, yarınlara ışık tutsun diye ona geri vermeye çalışan bir gazeteciyim. Mütevazı bir yazarım. Bu işleri çok iyi bilmem. Ancak bu işin ilki olarak düşüncelerimi söylemek isterim.
Şöyle ki:
Sur İçi’nde bulunan 350’yi aşkın tarihi eseri gözden geçirelim.
Onaralım…
Yatırları, peygamber ve sahabe mezarlarını gözler önüne koyalım. Camileri, mescitleri; kiliseleri sinegogları… onaralım, din turizmine açalım. Hanları, hamamları, kervansarayları, müzeleri Diyarbekir’in tarihi evlerini onaralım. Yani tarihi değeri olan her şeyi, ama her şeyi ayrı tutarak geri kalan yapıları yıkalım. Zaten yıkıldı yıkılacağı kadar Sur içini şu an bulunduğu keşmekeşlikten kurtaralım.
Yıkılmış tarihten silinmeye yüz tutmuş, Diyarbekirle birlikte anılan tarihi hanları, hamamları… Aslına uygun onaralım, gerekirse yeniden yapalım.
Eski Diyarbakır’ı dünyanın en büyük açık hava müzesi yapalım.
Eski Diyarbekirde kentsel dönüşümü, Amed’imin lehine çevirelim.
Müze yapalım beyler. Diyarbekir Suriçi’ni müze yapalım. Dün yaya açalım.
O kötü yapıların yerine ne yapacağız, diye soran sesleri duyar gibiyim.
Kolayı var.
Söyleyeyim.
İlk işimiz Suriçi’nde bulunan, tarihi değeri olmayan, Diyarbekir’in imajına hiç mi hiç uymayan tüm yapıları yıkalım.
Yalnızca tarih kalsın orta yerde.
Boş kalan yerlere:
- Minia Amid yaparız. Hem de capcanlı…
- Eski cezaevini aslına uygun bir şekilde buraya inşa ederiz.
- Énzeleyi rehabilite ederek, büyük bir balıklı göl haline getirip turizme açarız,
- Her bir burcu ayrı bir müze yaparız.
- Sembolik bir direkxane yapılabilir,
- Her burcunda Mezopotamya’ya egemen olmuş uygarlıkların çok belirgin izleri, ayrıca kitabeler, motifler, belirgin armalar vardır. Bunlar; dillendirilerek, seslendirilerek, görüntülendirilerek, turistlerin beğenisine sunulabilir.
- Burçlarda sanat galerileri açılabilir. Konservatuar öğrencilerinin kullanımına verilebilir,
- Diğer yanda Suriçi’nin belirli yerlerine Diyarbekir türküleri çalan ses düzeni konabilir,
- Festivaller için yer ayrılır orada karpuz ve benzeri festivaller yapılır. Diğer zamanlarda ise park olarak kullanılabilir.
10.Küçük esnaf çarşıları yaparız:
- Gümüşçüler,
- Bakır işlemeciliği
- İpekçiler,
- Kürsücüler,
- Puşicilik
- Testicilik,
- Dökümcülük,
- Ağaç işlemeciliği,
İ. Çinicilik,
- Kilim ve heybe dokumacılığı,
- Mum sanatı
- Minder el sanatları… Daha aklıma gelmeyen…
11.Turistlerin yorulduklarında dinlenebilecekleri çay bahçeleri, parklar, kafeler…
12.Turistlerin acıktıklarında yemek yiyebilecekleri, yerel yemekler yapan restoranlar,
13.Diyarbekirimi, Amid’imi anlatan Diyarbekir’e özgü hediyelik eşya yapan ve satan küçük dükkânlar,
14.Her burcun tarihini, özelliğini anlatan görsel ve duysal programlar hazırlanır ve o burçların yanına ve de Minia Amid’in içine konur.
15.Diyarbekir’in tarihini anlatan, sinevizyon gösterileri hazırlanır, belirli zamanlarda seyirciye sunulur.
16.Tabi Küçük Küpeli, Büyük Küpeli, Merheli, Dıngılhava havuzlarını modern hale getirip bilhassa turistlerin kullanımına açalım.
17.Suriçi’nde belli yerlere Diyarbekir kadayıfı yapan ve de gezenlere sunan pastaneler yapılır.
18.Diyarbekir’in meşhur meyan kökü şerbeti çağdaş içim yerleri oluşturularak halkın hizmetine sunulur.
Tabi bütün buralar, şeffaf, herkesin görebileceği camdan ya da benzeri bir şeffaf maddeden yapılan dükkânlar olmalı ki gelen turistler yapılanı canlı bir şekilde seyredebilmeliler, görebilsinler…
19.Tarihi yerlerini tarihsel gelişim ve oluşumları giriş kapılarının önüne konan sesli ve görsel aletlerle hizmete sunulur
20.Tabi unutmayalım Suriçi ulaşımını paytonla yapalım.
Daha bu naçizane benim ilk etapta aklıma gelenler. Mimarlar, mühendisler, şehir planlamacıları… Daha iyisini, daha bilimsel olanını; daha tarihsel, daha kentsel, turizme daha elverişli görüşler ortaya koyacaklar. Bu görüşler ve öneriler ışığında yeni bir Suriçi, yeni ve dünyada tek olabilecek bir açık hava müzesi yapalım Suriçi’ni…
Kentsel dönüşüm olayını tarihi bir kararla Diyarbekir’in lehine çevirelim.
Sakın olmaz demeyin.
Olur.
İmanıma, dinime, hem de bal gibi olur.
Ben hazırım.
Ya Sizler?..
Haydi rast gele…
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.

