DİYARBEKİR’E BAYRAM NE ZAMAN GELECEK
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
Bu yazımda Diyarbekir’in ekonomik gerçekleri, hayat pahalılığı ve vatandaşın geçim sıkıntısı üzerinden eleştirel bir çizgide yürüyeceğim.
Diyarbekir’de Ekonominin Gerçek Yüzü:
Rakamlar mı, Sofra mı?
Ekonomiye ilişkin açıklamalarda sık sık enflasyonun düşmesinden, ekonomik dengelerin yeniden kurulmasından ve geleceğe yönelik olumlu beklentilerden söz ediliyor.
Eyvallah.
Peki Diyarbekir’de vatandaş bu tabloyu nasıl görüyor?
Bir emeklinin pazar çantasına, dar gelirli bir ailenin mutfak masrafına, kiracının ay sonunda elinde kalan parasına baktığımızda karşımıza bambaşka bir Türkiye çıkıyor.
Diyarbekir, tarihi ve kültürel zenginliği, genç nüfusu, tarım ve turizm potansiyeliyle Türkiye’nin önemli kentlerinden biri. Fakat bütün bu imkânlara rağmen kentte işsizlik, düşük gelir ve ekonomik fırsatlara erişim sorunları hâlâ ciddi biçimde tartışılıyor.
Asıl soru şu:
Diyarbekir neden sahip olduğu potansiyelin karşılığını ekonomik ve sosyal refaha dönüştüremiyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca Ankara’da hazırlanan ekonomik programlarda aranamaz. Yerel yönetimlerin, merkezi idarenin, iş dünyasının ve sivil toplumun da üzerine düşen sorumluluklar var.
Diyarbekir’in artık sadece sorunlarının konuşulduğu değil, çözüm projelerinin hayata geçirildiği bir şehir olması gerekiyor.
Tarımda üretici desteklenmeli, gençlere yeni istihdam alanları açılmalı, turizm potansiyeli gerçek anlamda değerlendirilmeli.
Tarihi Sur ilçesi ve kentin kültürel mirası, sadece geçmişin hatırası olarak değil, geleceğin ekonomik imkânı olarak görülmeli.
Çünkü Diyarbakır’ın en büyük sermayesi yalnızca toprağı veya tarihi değildir. İnsanı ve genç nüfusudur.
Bugün genç bir Diyarbekirli iş bulmak için başka kentlere gitmek zorunda kalıyorsa, burada ciddi bir ekonomik planlama sorunu var demektir.
Artık Diyarbekir’in “neden geri kaldığını” tartışmaktan çok, nasıl kalkınacağını konuşmanın zamanı geldi.
Vatandaşın beklentisi büyük laflar değil; iş, aş, adalet ve insanca yaşamdır.
Ekonominin gerçek ölçüsü de budur.
Çünkü bir şehrin kalkınması, yalnızca yapılan yollarla, açıklanan projelerle veya hazırlanan raporlarla ölçülmez.
Asıl ölçü, o şehirde yaşayan insanın cebindeki para, sofrasındaki ekmek ve geleceğine duyduğu güvendir.
Diyarbekir’in artık beklemeye değil, hak ettiği ekonomik ve sosyal atılıma ihtiyacı var.
Örneğin;
Hep kafama takılmıştır;
Otoban Şanlıurfa Havaalanına kadar geliyor da neden Diyarbekir’e kadar uzatılmıyor?
Yıllardır raylı sistemin bir zorunluluk olduğu halde neden devlet bel vermiyor bu güne kadar?
Şehir Hastanesi neden bu günlere sarktı, hala bitirilmeye çalışılıyor?
Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi neden aslına uygun bir şekilde tarihi belge olacak bir konuma getirilmiyor?
Neden Sur İçi; dünyanın en büyük açık hava müzesi haline gelmesi için bir adım atılmıyor?
Diyarbekir trafiğini rahatlatmak için büyük kavşaklara neden battı-çıktı yapılmaz…
Bir türlü anlayamıyorum
Oğlaklı Kavşağı bağırıyor, beni bu halde bırakmayın
Duyan var mı?
Şunu da bir ekleyeyim; Diyarbekir’in UNESKO Dünya Mirası Listesinde yer alan tarihi surları çevresindeki çöp ve plastik atıklar; ne Diyarbekir’de yaşayanlara ne de yerel Yönetim sorumlularına hiç mi hiç yakışmıyor.
Daha sayayım mı?
Ya da şöyle sorayım;
Haksız mıyım?
&
Çoğu kez olduğu gibi yazımı bir şiirimle sonlandıracağım;
KİMSE FARKINDA DEĞİL
Dün Diyarbekiri seyrettim
Nebi Camii minaresinden;
İnsanları sefil,
Gap turlarına baktım Diyarbekirimin adı yok
Turist gelmez olmuş memleketime.
Kimse halinden memnun değil.
Diyarbekir yoksul,
Diyarbekir yorgun
Kimse farkında değil.
Çok yük vurmuşlar sırtına,
Dayanılır gibi değil.
Gibime geliyor ” birgün yeter diyecek.”
Dedirtmeyin kurban olayım.
Dedirtmeyin yolunuza öleyim.
Ya bir de derse ne olur,
Kimse farkında değil,
‘Seman Köşkünden Dicle’ye baktım akşamüstü
Dicle için için ağlıyor.
Konakların gölgesi vurmuş kırklar dağına
Kırklardağı o eski kırklar dağı değil.
Diyarbekir yoksul,
Diyarbekir yorgun,
Diyarbekir bitkin,
Kimse farkında değil.
Ben Diyarbekir sevdalısı
Kadim bir dost ozanım
Yüreğim alev alev
Beynim zozan.
Birinin birine faydası yok.
Yüreğim yanıyor Diyarbekirime,
Beynim donuyor
Elimden bir şey gelmiyor.
Diyarbekir yoksul,
Diyarbekir yorgun
Diyarbekir sahipsiz,
Kimse farkında değil.
İndim akşamüzeri dört yoldan Mardin Kapıya
Sordum çocuğa, teyzeye, emmiye, dayıya
Kimse halından memnun değil
Kepenklerin birçoğu her gün açık değil.
Diyarbekir yoksul,
Diyarbekir yorgun
Diyarbekir kimsesiz
Kimse farkında değil.
Gelirken Antep’ten Şanlıurfa’ya
O otobana hayran olmamak elde değil
Ya Şanlıurfa Diyarbekir arası yolu
Diğeriyle kıyaslamak mümkün değil.
Diyarbekirime layık görülenler kader değil.
Diyarbekir yoksul
Diyarbekir yorgun,
Diyarbekir çaresiz
Diyarbekir be ilaç
Kimse farkında değil.
Atananlar, seçilmişler, yönetenler
Bu inat doğru değil.
Dicle’de çimenler yok, Hewsel’de dut kalmamış,
Gözlerde yaş dinmiyor.
Diyarbekir burnundan soluyor.
Diyarbekir yoksul
Diyarbekir yorgun,
Diyarbekir uykusuz
Kimse farkında değil. R.Y
&
Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, aslına uygun bir biçimde MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”
“ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”
Anzele büyük bir göl haline dönüştürülsün. Etrafı piknik alanı olsun.
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.

