DİYARBAKIR’DA ULAŞIMIN ZAM DÜĞÜMÜ: ESNAF MI, VATANDAŞ MI?
Diyarbakır’da son günlerin en önemli gündemlerinden biri yine ulaşım…
Özel halk otobüsü işletmecilerinin artan maliyetleri gerekçe göstererek zam talep etmesi, buna karşılık vatandaşların “Artık daha fazla zam istemiyoruz” demesi, kentte ulaşım meselesini yeniden tartışmaların merkezine taşıdı.
Aslında ortada iki tarafın da kendince haklı gerekçeleri var.
Bir tarafta akaryakıt, bakım, yedek parça, personel ve diğer işletme giderlerinin arttığını belirten otobüs işletmecileri bulunuyor.
Diğer tarafta ise her gün işe, okula, hastaneye veya başka bir ihtiyacını karşılamak için toplu taşımayı kullanmak zorunda olan vatandaş var.
Peki bu sorunun çözümü nerede?
Özel halk otobüsü işletmecileri, mevcut ücretlerle hizmet vermenin giderek zorlaştığını savunuyor.
Ağustos ayında gündeme gelen talepte işletmeciler, toplu taşıma ücretlerinde yüzde 50 oranında artış istedi. Talebin kabul edilmesi halinde mevcut 28 TL’lik tam biletin 42 TL’ye çıkması söz konusu olacaktı. Ancak bu oran kesinleşmiş bir tarife değil, işletmecilerin talebi olarak gündeme geldi.
Esnafın temel söylemi açık:
“Biz de bu araçları çalıştırmak, vatandaşlara hizmet vermek istiyoruz. Ancak artan maliyetler karşısında ayakta kalabilmemiz gerekiyor.”
Bu noktada işletmecilerin maliyet hesabının da kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerekiyor.
Çünkü ulaşım hizmetinin sürdürülebilir olması yalnızca vatandaşın ödediği bilet ücretine değil, işletme giderlerine ve oluşturulan destek mekanizmalarına da bağlı.
Ancak madalyonun diğer yüzünde vatandaş var.
Bugün Diyarbakır’da bir ailenin ulaşım gideri yalnızca bir kişinin otobüse binmesinden ibaret değil.
Anne işe gidiyor.
Baba işe gidiyor.
Çocuk okula gidiyor.
Üniversite öğrencisi kampüse ulaşıyor.
Yaşlı vatandaş hastaneye veya çarşıya gidiyor.
Her yolculuk, aile bütçesine yeni bir gider olarak yansıyor.
Bu nedenle vatandaşın “Bir zam daha gelmesin” demesi de anlaşılabilir bir tepki.
Nitekim son günlerde vatandaşlarla yapılan görüşmelerde olası zam kararına yönelik tepkilerin öne çıktığı görülüyor.
Burada mesele yalnızca “bilet kaç lira olacak?” sorusu değildir.
Asıl mesele, Diyarbakır’da insanların işe, okula, hastaneye ve sosyal hayata ulaşmasının aile bütçesini ne kadar zorlayacağıdır.
Toplu ulaşım yalnızca ticari bir faaliyet olarak görülmemeli.
Toplu ulaşım aynı zamanda sosyal bir hizmettir.
Dolayısıyla hem otobüs işletmecisinin ayakta kalmasını sağlayacak hem de vatandaşın ulaşım hakkını koruyacak bir sistem kurulabilir.
Bunun için bütün yükün yalnızca vatandaşa yüklenmesi de doğru olmaz.
Bütün maliyetin işletmeciye bırakılması da sürdürülebilir olmayabilir.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle bütün taraflar aynı masada oturmalı.
Özel halk otobüsü işletmecileri gerçek maliyetlerini ortaya koymalı.
Belediye, mevcut destek ve ödeme mekanizmalarını açıkça anlatmalı.
Vatandaşın ödeyebileceği makul ücret de hesaplamanın merkezinde bulunmalı.
Ve bütün bunlar yapılırken rakamlar kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşılmalı.
Çünkü vatandaş “Neden zam istiyorsunuz?” diye soruyor.
Esnaf ise “Maliyetlerimizi nasıl karşılayacağız?” diye soruyor.
Bu iki sorunun aynı anda cevaplanması gerekiyor.
Diyarbakır büyüyen bir kent.
Nüfus artıyor, yeni yerleşim alanları oluşuyor, öğrenciler ve çalışanlar her gün kentin bir ucundan diğer ucuna gidiyor.
Böylesine büyük bir kentte ulaşım, artık günlük hayatın en temel ihtiyaçlarından biri.
Bu nedenle ulaşım sorununu yalnızca bilet fiyatı üzerinden konuşmak eksik kalır.
Hatların düzenliliği…
Sefer sıklığı…
Duraklardaki bekleme süreleri…
Otobüslerin temizliği…
Şoförlerin vatandaşla iletişimi…
Engelli ve yaşlı vatandaşların ulaşımı…
Bütün bunlar ulaşım hizmetinin bir parçasıdır.
Vatandaş daha fazla para ödediğinde karşılığında daha kaliteli, düzenli ve güvenilir bir hizmet görmek ister.
Bugün Diyarbakır’ın ihtiyacı yeni bir tartışma değil, çözüm.
Otobüs esnafı da bu kentin insanı.
Otobüsü kullanan vatandaş da…
Bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği bir ulaşım modeli uzun vadede kimseye fayda sağlamaz.
Esnafın maliyetleri görmezden gelinirse hizmetin sürdürülebilirliği tartışılır.
Vatandaşın alım gücü görmezden gelinirse ulaşım hakkı tartışılır.
O halde yapılması gereken bellidir:
Esnafın maliyeti, belediyenin imkânı ve vatandaşın bütçesi aynı masada buluşturulmalı.
Diyarbakır’ın ihtiyacı “zam mı, zam yok mu?” tartışmasına sıkışmış bir ulaşım politikası değil.
Diyarbakır’ın ihtiyacı;
adil, şeffaf, sürdürülebilir ve vatandaşın ulaşım hakkını koruyan bir sistemdir
Çünkü ulaşım yalnızca bir otobüsün bir duraktan diğerine gitmesi değildir.
Ulaşım;
işe ulaşmaktır,
okula ulaşmaktır,
hastaneye ulaşmaktır,
hayata ulaşmaktır.
Ve bu nedenle Diyarbakır’ın ulaşım meselesi, hepimizin meselesidir.

