BİR ÜLKENİN AYNAYA BAKMA ZAMANI
Günaydın Türkiye.
Günaydın sevgili okurlarım.
Bazı dönemler vardır; rakamlar konuşur, bazı dönemler vardır; insanlar…
Bugün Türkiye’de rakamlar ne söylerse söylesin, konuşan artık insanlardır. Emekli maaşını aldığı gün markete koşan, ay sonunu değil ay ortasını bile göremeyen insanlar… Üniversite diplomasını elinde tutup gelecek hayali kuramayan gençler… Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılarken kendi ihtiyaçlarını unutmak zorunda kalan anne babalar…
Çünkü hayat, ekonomi kitaplarında yazıldığı gibi yaşanmıyor.
Bir ülkenin gerçek enflasyonu, resmi tablolarla değil, pazarda poşete giren ürün sayısıyla ölçülür. Bir ülkenin refahı, büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşın yüzündeki tebessümle anlaşılır. Eğer insanlar yarını bugünden daha karanlık görüyorsa, ortada yalnız ekonomik değil, toplumsal bir mesele vardır.
Siyaset ise maalesef uzun zamandır milletin önünde değil, milletin üzerinde konuşuyor. Televizyon ekranlarında bitmeyen tartışmalar, kürsülerden yükselen sert sözler ve birbirini dinlemeyen taraflar…
Oysa millet artık söz değil, çözüm duymak istiyor.
Bugün ülkemizin en büyük ihtiyacı yeni bir düşman aramak değil, yeni bir güven inşa etmektir. Çünkü güven kaybolduğunda para da değer kaybeder, kurumlar da yıpranır, umutlar da solar.
Bir zamanlar çocuklarına “Oku, çalış, başaracaksın” diyen anne babalar, bugün aynı cümleyi kurarken tereddüt ediyor. Çünkü gençler yalnız iş aramıyor; adalet, fırsat ve gelecek arıyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Bir ülke fabrikalarını kaybedebilir, yeniden kurar. Bir ülke parasını kaybedebilir, yeniden kazanır. Ama bir ülke gençlerinin umudunu kaybederse, işte o kaybın telafisi yıllar alır.
Türkiye büyük bir devlettir. Büyük devletler hatasız oldukları için değil, hatalarıyla yüzleşebildikleri için büyüktür. Güç, eleştiriden korkmak değil; eleştiriyi dinleyebilmektir. Demokrasi, yalnız sandık günü değil, her gün vatandaşın sesini duyabilmektir.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha yüksek sesle konuşmak değil, birbirimizi daha dikkatle dinlemektir.
Çünkü bu ülke ne iktidardan ibarettir ne muhalefetten…
Bu ülke, sabahın ilk ışığında işine giden işçidir. Bu ülke, ilaç kuyruğunda bekleyen emeklidir. Bu ülke, atanmayı bekleyen öğretmendir. Bu ülke, bavulunu toplamayı düşünen gençtir.
Ve bu ülke, bütün yorgunluğuna rağmen hâlâ umut etmekten vazgeçmeyen milyonların ülkesidir.
Mesele ekonomi değildir yalnızca. Mesele siyaset de değildir.
Mesele, bir milletin geleceğine inanıp inanamayacağıdır.
Asıl cevap bekleyen soru budur.
&
Bir söz de benden
Yaşamının değerini bil. O sonsuz değildir. R Y
&
Doğru bulduğum sözler
O kadar kuru gürültü var ki mazlumların, yoksulların, katledilen kadınların, çocukların, ezilenlerin sesi duyulmuyor.
Zülfü Livaneli
Kirveme öğütler
Kirvem;
Bilgi kabul edilmek için değil, sorgulanmak için vardır.
Ve güvenmek, sevmekten çok daha önemlidir. İnsan güvendiğini sever. Güvenin bittiği yerde, sevgide kuş olup uçar gider.
&
Çoğu kez olduğu gibi yazımı bir şiirimle bitireyim.
SICAKLIĞIN
Karda, kışta
Soğukta, ayazda.
Bardaktan boşalırcasına
Yağan yağmurda,
Seni anımsarım.
Zozanda
Dişler birbirine vurur,
Vücuda elektrik çarpmış gibi olur
Titrer durur.
Ben Seni anımsarım.
Mangal ısıtmaz,
Yorgan kar etmez,
Sobaya odun yetmez,
Isınmak bir hayal gibidir.
O zaman seni hatırlarım.
Ne yapayım,
Ancak sıcaklığın ısıtabiliyor beni… R. Y
&
Gelelim dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, aslına uygun bir hale dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”
“ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”
Anzele büyük bir göl haline dönüştürülsün. Büyütülsün. Etrafı piknik alanı olsun.
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.
Dostça kalın.

