1881 RAKIMLI TEPE – 3
“O GECE HERKESİN CANI BİZE EMANETTİ”
1881 rakımlı tepe de İlk günlerin yabancılığı çoktan geride kalmış, herkes birbirinin sessizliğini, bakışını, hatta nefes alışını bile tanır hâle gelmişti. Ülkenin dört bir yanından gelen birbirinden güzel insanlar, aynı dağın, aynı çadırların ve aynı kaderin etrafında kenetlenmişti. Artık kimsenin nereli olduğunun pek bir önemi yoktu; önemli olan aynı sofraya oturmak, aynı zorluğu paylaşmak ve gerektiğinde birbirinin yükünü omuzlamaktı.
Geceleri yalnız değildik. Dağın karanlığında domuzlara ve diğer yaban hayvanlarına karşı tedbirli olmak, kampın güvenliğini sağlamak için nöbetler tutuluyordu. Herkes sırayla bu sorumluluğu üstleniyordu. Güvenli ve huzurlu bir şekilde dönüş yapabilmemiz için bazıları geceyi uyanık geçirmek zorundaydı. Benim nöbetime ise Aksaray’dan gelen bir arkadaş denk gelmişti. Gecenin sessizliğinde yan yana otururken, uzakta karanlığın içine gömülen tepeleri izliyorduk. Bir yanda gecenin sessizliği diğer yanda uykunun ağırlığı… Ama ikimizin de bildiği bir gerçek vardı: “O gece herkesin canı bize emanetti.”
Çadırların içinde uyuyan insanların huzuru, o saatlerde nöbetçilerin gözlerine emanet edilmişti. Biz uyumayacaktık ki onlar rahat uyusun. Biz zorlanacaktık ki onlar sabahı huzur içinde karşılasın. İşte o an insan, nöbetin sadece beklemek olmadığını anlıyordu. Çünkü Nöbet; bir vebalin sorumluluğunu taşıyordu..
Biz oraya yalnızca eğlenmeye değil: Dağın sessizliğine biraz hayat, biraz huzur, biraz refah ve medeniyet taşımaya çalışıyorduk. Farklı şehirlerden, farklı hayatların içinden gelen insanlar olarak aynı amaç etrafında birleşmiştik. Yanımızda taşıdığımız şey yalnızca çantalarımız ve çadırlarımız değildi; birbirimize duyduğumuz güveni, dayanışmayı ve insanlığın en güzel taraflarını da taşıyorduk.
Gündüzleri zorlu virajlarda adrenalin yükseliyor, sinirler geriliyor; geceleri ise soğukla, karanlıkla ve yaban hayatıyla mücadele ediyorduk. Fakat bütün bu zorlukların arasında ekip artık iyiden iyiye birbirine bağlanmıştı.
Birinin çayı diğerinin çadırına gidiyor, birinin yorgunluğu diğerinin omzunda dinleniyordu. Dağ bizi yalnızca sınamıyor, aynı zamanda birbirimize emanet ediyordu. Ve bulunduğumuz yerde huzur, o gece nöbetçilere emanetti. 1881 rakımlı tepe bize bir kez daha şunu öğretiyordu: Bazı insanlar güneş doğana kadar uyumaz; çünkü onlar, başkalarına güneşin huzurla doğması için varlar.

