Türkiye’de kumar ve bahis bağımlılığının giderek büyüyen bir halk sağlığı ve ekonomik sorun haline geldiğini ifade eden Öger, özellikle dijitalleşmeyle birlikte kumara erişimin cep telefonlarına, banka uygulamalarına ve çevrim içi platformlara kadar indiğine dikkat çekti.
Öger, “Bugün insanın kumara ulaşması için bir kumarhaneye gitmesine bile gerek yok. Telefonundan birkaç saniye içerisinde bahis oynayabiliyor, para transfer edebiliyor, kredi kullanabiliyor, kripto varlık üzerinden işlem yapabiliyor. Dolayısıyla mücadeleyi yalnızca yasa dışı internet sitelerini kapatmak şeklinde düşünmek artık yeterli değildir” ifadelerini kullandı.
“YASA DIŞI KUMARA AKTARILAN PARA NEREYE GİDİYOR?”
Yasa dışı bahis ve sanal kumarın ekonomik boyutunun bütün açıklığıyla ortaya konulması gerektiğini belirten Öger, devletin yalnızca kaç internet sitesinin kapatıldığını değil, bu sistemlere Türkiye’den ne kadar para aktarıldığını da açıklaması gerektiğini söyledi.
2025 yılı içerisinde 84 bin 585 yasa dışı bahis ve sanal kumar sitesinin erişiminin engellendiğini, 2006-2025 döneminde ise bu sayının 548 bin 420’ye ulaştığının açıklandığını hatırlatan Öger, mücadelenin büyüklüğünün bu rakamlardan dahi görülebileceğini belirtti.
Öger şöyle konuştu:
“84 bin 585 siteyi engelliyorsak ortada küçük bir problem yok demektir. Asıl soruyu sormamız gerekiyor: Bu sitelere Türkiye’den ne kadar para aktarıldı? Bu paranın ne kadarı vatandaşın maaşından, kredi kartından, tüketici kredisinden veya borçlanmasından geldi? Yasa dışı bahis ekonomisinin Türkiye’deki gerçek finansal hacmi nedir? Bu paranın ne kadarı yurt dışına çıktı, ne kadarı kara para mekanizmalarına girdi? Kamuoyunun bu soruların cevabını bilmeye hakkı vardır.”
“YASAL OLARAK KABUL EDİLEN OYUNLARA NE KADAR PARA AKTARILIYOR?”
Öger, aynı şeffaflığın yasal zeminde faaliyet gösteren şans oyunları açısından da sağlanması gerektiğini vurguladı.
“Yasa dışı bahis için haklı olarak para hareketlerini, hesapları ve finansal ağları takip ediyoruz. Peki yasal olarak faaliyet gösteren şans oyunlarına vatandaşlarımız bir yılda ne kadar para aktarıyor?” diye soran Öger, yasal ve yasa dışı ayrımının bağımlılık açısından tek başına yeterli olmadığını söyledi.
“Biz yasa dışı olanı kötü, yasal olanı zararsız ilan edemeyiz. Hukuki statü başka bir şeydir, bağımlılık riski başka bir şeydir. Bir oyun yasal olabilir; ancak o oyun kişinin gelirini tüketiyor, borçlanmasına neden oluyor, ailesini dağıtıyor ve psikolojik çöküşe sürüklüyorsa toplumsal maliyet açısından bunun da konuşulması gerekir.”
Öger, kamuoyunun önüne “2025 ve 2026 yıllarında yasal şans oyunlarına toplam ne kadar para aktarıldı?”, “Bu harcamanın ne kadarı hane gelirlerinden geldi?”, “Kredi kartı ve borçlanma yoluyla ne kadar para kullanıldı?” ve “Bu oyunlar nedeniyle kaç kişi profesyonel destek almak zorunda kaldı?” sorularının cevaplarının konulması gerektiğini söyledi.
“NÖBET TUTARKEN BAŞLAYAN ALIŞKANLIK BAĞIMLILIĞA DÖNÜŞEBİLİYOR”
Kumar bağımlılığının bazı çalışma koşulları içerisinde de başlayabildiğine dikkat çeken Öger, özellikle gece nöbetleri, uzun vardiyalar, bekleme süreleri ve iş dışı boş zamanların fazla olduğu çalışma ortamlarında kişilerin zaman geçirmek amacıyla bahis ve kumara yönelmesinin ayrıca araştırılması gerektiğini ifade etti.
Öger, burada herhangi bir meslek grubunu suçlamadıklarının altını çizerek şöyle konuştu:
“Bazı çalışanlarımızın nöbet, gece vardiyası veya uzun bekleme süreleri sırasında zaman geçirmek amacıyla bahis ve kumarla tanışabildiğine ilişkin sahadan ciddi gözlemlerimiz var. Ancak bunu bütün bir meslek grubuna mal edecek resmi bir istatistik elimizde yok. Tam da bu nedenle bilimsel bir araştırmaya ihtiyaç var.”
“İlk başta ‘biraz zaman geçireyim’, ‘bir maç oynayayım’, ‘küçük bir miktar yatırayım’ diye başlayan süreç, zamanla kaybı telafi etme davranışına dönüşebiliyor. Sonra borç geliyor, kredi geliyor, aileden para gizleme başlıyor. En sonunda ekonomik yıkım psikolojik yıkımı beraberinde getiriyor.”
“KUMARIN FATURASI SADECE KAYBEDİLEN PARA DEĞİLDİR”
Yeşilay’ın 2025 Türkiye Kumar Raporu’nda, kumar bağımlılığının aile yapısı, ruh sağlığı ve toplumsal yaşam üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekildiğini belirten Öger, raporda Dünya Sağlık Örgütü verilerine dayanılarak kumar bağımlılığı yaşayan bireylerin %20’sinin intihar girişiminde bulunduğuna ilişkin verinin aktarıldığını söyledi.
Öger, “Burada çok dikkatli konuşmalıyız. Türkiye’de ‘kumar nedeniyle şu kadar kişi intihar etti’ şeklinde resmi ve doğrulanmış bir ulusal sayı elimizde bulunmuyor. TÜİK’in ölüm istatistikleri toplam intihar vakalarını yayımlıyor ancak bunları kumar, borç, kripto veya bahis kaynaklı olarak ayrı ayrı sınıflandırmıyor. Dolayısıyla olmayan bir rakamı varmış gibi açıklamak doğru değildir. Fakat bilimsel veriler kumar bağımlılığı ile intihar riski arasında çok ciddi bir ilişki bulunduğunu gösteriyor” dedi.
Öger, bu nedenle kumarın toplumsal maliyetinin yalnızca “kaç lira kaybedildi?” sorusuyla ölçülemeyeceğini belirterek, “Kaç aile dağıldı, kaç kişi borçlandı, kaç kişi psikolojik destek almak zorunda kaldı, kaç kişi işini ve sosyal çevresini kaybetti, kaç intihar vakasında kumar ve ağır borçluluk bir faktör olarak yer aldı?” sorularının da araştırılması gerektiğini ifade etti.
“KRİPTO PARA İLE KUMAR VE BAHİS ARASINDAKİ FİNANSAL GEÇİŞ ARAŞTIRILMALI”
Öger, kripto varlıkların da bahis ve kumar ekonomisi açısından ayrıca incelenmesi gerektiğini söyledi.
2026 yılında yasa dışı bahis operasyonlarında banka hesaplarının yanında kripto varlık hesaplarının da soruşturma ve el koyma süreçlerine konu olduğunu hatırlatan Öger, finansal sistemdeki hareketlerin yalnızca banka hesaplarıyla sınırlı olmadığını ifade etti.
“Kriptoyu toptan suç unsuru gibi göstermek doğru değildir. Ancak kripto varlıkların yasa dışı bahis gelirlerinin aktarılması, gizlenmesi veya finansal sistem içerisinde dolaştırılması amacıyla kullanıldığı vakalar varsa bunların daha etkin biçimde takip edilmesi gerekir. Banka, elektronik para kuruluşları, kripto platformları, MASAK ve kolluk birimleri arasında gerçek zamanlı ve etkili bir koordinasyon oluşturulmalıdır.”

“KUMAR NEDENİYLE ÖLENLERİN SAYISINI BİLMEK ZORUNDAYIZ”
Öger, Türkiye’de kumar, bahis, borçluluk, kripto varlık kayıpları ve intihar arasındaki ilişkinin kamu politikası açısından yeterince ölçülmediğini belirterek kapsamlı bir ulusal veri sistemi kurulması çağrısında bulundu.
“Bugün Türkiye’de kumar nedeniyle kaç kişinin ağır ekonomik kayıp yaşadığını, kaç kişinin tedaviye başvurduğunu, kaç kişinin ailesinin dağıldığını ve kaç ölüm vakasında kumar veya bahis kaynaklı ağır borçluluğun etkili olduğunu bütünlüklü şekilde göremiyoruz. Görmediğimiz problemi yönetemeyiz.”
Öger, sağlık, adalet, emniyet, MASAK, bankacılık sistemi, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının verilerinin kişisel mahremiyet korunarak anonim ve istatistiksel biçimde bir araya getirilmesini istedi.
“KENDİN ÇAL, KENDİN OYNA” GİBİ KAMPANYALAR SONUÇLARIYLA ÖLÇÜLMELİ
Farkındalık kampanyalarının önemli olduğunu ancak başarı ölçütünün yalnızca kampanyanın kaç kişiye ulaştığı olmaması gerektiğini belirten Öger, “Asıl ölçmemiz gereken kaç kişinin kumarı bıraktığı, kaç kişinin tedaviye ulaştığı, kaç kişinin yeniden kumara başlamasının önlendiği ve kaç ailenin korunduğudur” dedi.
“BAĞIMLILIKLA MÜCADELE TEK BİR KURUMUN GÖREVİ DEĞİLDİR”
Yeşilay ve YEDAM’ın bağımlılıkla mücadelede önemli çalışmalar yaptığını belirten Öger, ancak mücadelenin tek bir kurumun sorumluluğuna bırakılamayacağını söyledi.
Öger, “Türkiye’nin farklı bölgelerinde yıllardır bağımlılıkla mücadele eden çok sayıda sivil toplum kuruluşu, gönüllü, akademisyen ve yerel yapı bulunmaktadır. Bu mücadelede bütün paydaşların emeği görülmeli ve kamu tarafından objektif, şeffaf ve sürdürülebilir biçimde desteklenmelidir” ifadelerini kullandı.
“MAAŞ HESABI BAĞIMLILIĞIN FİNANSMAN ARACINA DÖNÜŞMEMELİ”
Öger, özellikle kumar bağımlılığı konusunda kişinin kendi rızasıyla başvurabileceği finansal koruma mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
“Vatandaşın maaşının kumar ve bahis platformlarına birkaç saniye içerisinde aktarılmasını kolaylaştıran sistemler yerine, kişinin kendisini koruyabileceği mekanizmalar oluşturmalıyız. Kişinin talebiyle uygulanabilecek hesap kısıtlamaları, bahis ve kumar işlemlerinde riskli hareketlerin tespiti, krediyle kumar oynanmasının engellenmesi ve gerektiğinde hukuki denetim mekanizmalarının devreye sokulması artık tartışılmalıdır.”
“KUMARIN VERGİSİNİ HESAPLAYANLAR TOPLUMSAL FATURASINI DA HESAPLAMALI”
Açıklamasının sonunda kamu kurumlarına çağrıda bulunan Öger, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kumarın ekonomisini yalnızca vergi ve işlem hacmi üzerinden değerlendiremeyiz. Bir tarafta devletin elde ettiği gelir, diğer tarafta vatandaşın kaybettiği maaş, biriken borç, dağılan aile, bozulan ruh sağlığı ve bağımlılıkla mücadele için harcanan kamu kaynağı varsa bütün tablo birlikte hesaplanmalıdır.
Bizim amacımız kumar oynayan insanı suçlamak değil, insanı kumarın zararlarından korumaktır.
Yasa dışı kumara aktarılan paranın miktarını bilmek istiyoruz. Yasal şans oyunlarına vatandaşın ne kadar para aktardığını bilmek istiyoruz. Kumar ve bahis kaynaklı ekonomik kayıpların toplumsal maliyetini bilmek istiyoruz. Kumar bağımlılığıyla ilişkili ağır vakaları ve ölümleri bilimsel olarak ortaya koymak istiyoruz.
Çünkü kumarın vergisini hesaplayan, kumarın topluma çıkardığı faturayı da hesaplamak zorundadır.
Kaybedilen yalnızca para değildir; bazen bir aile, bazen bir gelecek, bazen bir insan hayatıdır.”

