Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Süleyman Aydın, Bursa’da yaşayan Şair , Yazar, Eczacı Abdülkadir Nur Gördük ile Diyarbekir’i konuştu. Gördük , duygularını gazetemize dile getirdi.
Eserlerinizde Diyarbekir’i şiirle ve şiiri Diyarbekir’le harmanlamışsınız gibi duygu yoğunluğu var olmuş; ne dersiniz?
-Diyarbekir şiir gibidir daha doğrusu tarihi, kültürü, ananesi, sosyal hayatı ve üstün özellikleriyle her yanı birbiriyle uyumlu şiirdir dersek daha doğru olur. Böylesi bir beldeyi birkaç satır ya da birkaç kitapla anlatabilmek haddimiz değil. Benim yaptığım duygu yoğunluğu dönemlerinde kalemime yön veren hasret damlacıklarıdır.
Memleketimle alakalı 30 kadar şiirim var.
Mesela; DİYARBEKİR adıyla yazmış olduğum 21 kıtalık şiirim, manzum olarak tanıtım amacı taşır. Bazı kıtaları şöyledir…
Bereketli vadiyi, yaran Dicle’ye bakıp,
Fiskaya’nın başına, otur biraz nefeslen.
Selahaddin Eyyubi, otağ kurmuş karşıda,
Tarih karanlığından, surlara doğru seslen.
Asurlu, Pers, Emevi, Abbasî, Selçuklular,
Mervaniyle, Akkoyun, Eyyub, Osmanlı derken.
Hüküm sürmüş yüzyıllar, bu muhterem şehirde,
Tarihine saygılı, değer vermiş giderken.
Çevresi kalkan gibi, karataşla örülü,
Çin seddinden de eski, surların Diyarbekir.
Seksen iki burcu var, onaltı da kalesi,
Beş buçuk kilometre, turların Diyarbekir.
Çevresini kuşatan yüksek ve geniş surda,
Güneşin batımıyla, kapanırmış kapılar.
Mardin kapı, Dağkapı, Yeni ve Urfakapı,
Saymakla bitmiyor ki, tarih yüklü yapılar.
Dört mezhebin birlikte, kullandığı bir mâbet.
Ulu cami, İslâm’ın beş hareminden biri.
Avlusunda saati, şadırvanı muhteşem,
Asırlardır ayakta, eskisi kadar diri.
Yıllarca kiliseyle, dostça komşuluk yapan,
Dört ayaklı minare, Akkoyunlu eseri.
Diğer adı Şeyh Matar, gâvur mahallesinde,
Dört sütun üzerinde, bir denge şaheseri.
Tanrısıyla barışık, hem veli kullarından,
Sarı Saltık, Hintbaba, Zincirkıran türbesi.
Vatanını bırakmış, Halit oğlu Süleyman,
Manevî fatihimiz, Peygamber sahabesi.
Saklarsın yüreğinde, her türlü güzelliği.
Şehirlerin sultanı, en onulmaz kalemsin.
Kalamam senden ayrı, özlerim her şeyini
Sen benim korunağım, evimsin, ailemsin…gibi.

-Bu örnekte olduğu gibi yazılan her satırın amacının olması gerektiğine inananlardanım. Diğer şiirlerimin temalarında çoğunlukla Diyarbekir yaşamında önemli kişi ve hatıraları barındırır. Bazılarında yerel konuşma aksanıyla söylenen sözcükler vardır ancak çoğunluğu edebi ölçülere uymaya çalışan dizelerden oluşur. Yerinizi işgal etmemek için şiirlerden bazı kıtaları sizlerle paylaşayım.
HASRET ÇEKEREM
Anlatayım şehrimi, bilmem nesiyle.
Diyarbekir divanı, hoş bestesiyle,
Eyvan gecelerinde, cümbüş sesiyle,
Söylenen türkülere, hasret çekerem.
Taşı karadır, yoktur bahtında beyaz.
Aramakla bulunmaz, mevsimi hep yaz.
Karacadağ’dan sonra mesafesi az,
Varılan memlekete hasret çekerem…gibi.
ĞERİBLER KENTİ
Seni gördüğümde, içerim yanar,
Seslenirem sana, sen ağlama yar,
Kurumuş Anzele, Hamravat, pınar,
Bu şehir saniyam, Diyarbekir’dir.
Anlatsam geçmişi, zaman yetmiyor,
Gülistan kalmamış, bülbül ötmüyor,
Hiçbir belde senin yerin tutmuyor,
Bu şehir saniyam, Diyarbekir’dir.
Ben u sen karanlık, Hançepek ıssız,
Bağları virane, bağbanı sessiz,
Hem eşi, dostu yok, hem de çaresiz,
Bu şehir saniyam, Diyarbekir’dir… gibi.
HASB-İ HAL
Kimse beni anlami, kimse sormi halımi,
Yalnızlığa teslimim, rüzgâr kırmiş dalımi.
Sen de bırakıp gittin, kim göre ehvalımi,
Sohbetini özledim, mezaran geldim baba.
Hazan yaprağı gibi, bi anda koptun daldan,
Haberin aldığımda düştüm takattan, haldan.
Dedim belki yatisan, farkın yoktu bir gülden.
Konuşmanı özledim, mezaran geldim baba.
Hakkın helal et bize, büyüttün adam ettin.
Yaşamda örnek oldun, insanlığı öğrettin.
Tam rahat edecekken, bir gün ansızın gittin.
Muhabbetin özledim, mezaran geldim baba.
Bugün de kimsesizem, sahan gelmağ istedim.
Okuduğum Yasin’i, elden vermağ istedim.
Bu Cuma akşamında, seni sormağ istedim.
Elın öpmek istiyem, ne olur uyan baba.
Yüzünü çok özledim, mezaran geldim baba…gibi.

Sizdeki Diyarbekir aşkını şiirlerinizde okuduk. Eminim Diyarbekir aşkınız şiirlerinizdekinden daha fazladır. Bize Diyarbekir aşkını anlatır mısınız?
-Herkesin kendine has bir hayat çizgisi vardır ve onun içinde bir çok hikaye gizlidir. Doğduğum, büyüdüğüm, ekmeğini yediğim, 26 yıl severek memuriyet yaptığım ve 55 yaşında ayrılmak durumunda kaldığım bu aziz memleketin hasreti benim içimi yakmaktadır. Hani burnumun direğini sızlatıyor cinsindendir.
İnsan gurbette olduğunda özlemin büyüklüğünün farkına varıyor. Yolda yürürken birisinin sizi ailenizle ya da mesleğinizle ya da geçmiş hizmetlerinizle ya da o andaki konumunuzla hayırla yâd ettiği zaman, kendinizi önemsiyor ve gurur duyuyorsunuz. Bu da ancak sizi geçmişinizle tanıyan memleketinizde mümkündür.İşte özlenen budur.
Ruhen, bedenen, fikren zikren asil bir Eczacı, Şair, Yazar ve bir Diyarbekir Beyefendisi olarak hemşerilerimiz için bir kuple anlatım rica etsek, ne dersiniz?
-1985 ten 2014 e kadar Eczacılık mesleğimin hemen her alanında hizmet verdim. Uzun yıllar Diyarbakır SSK, Devlet, Göğüs, Kadın doğum ve Çocuk hastanelerinde, İl Sağlık Müdürlüğü Eczacılık Şubesinde yönetici ve sorumlu Eczacı olarak memuriyet yaptım. Eczacı Odasında değişik görevlerle genç meslektaşlarıma faydalı olmaya çalıştım.
Emekli olduktan sonra Yeni Dicle Ecza Deposunda yönetici ve mesul müdür olarak çalışmaya devam ettim.
Zaman zaman birkaç yerel gazetede sosyal hayat ve edebiyat üzerine köşe yazdım.
Ülkenin diğer illerinde yapılan Edebiyat ve Şiir etkinliklerinde, Diyarbakır günlerinde memleketimi gururla temsil ederek şiir ve söyleşi yapmak üzere sahne aldım.
Çeşitli TV programlarında memleketimi tanıtmaya gayret ettim. Halen 12 yıldan bu yana yaşadığım Bursa’da bu çalışmalarıma devam etmekteyim.
Bu kadar içli, dışlı olduğum bu mübarek beldeden uzakta yaşamaya çalışmayı sözle, yazıyla anlatabilmem mümkün değil.
İnsan, yaşadığı yere kendini ait hissederse bu duygu hem yüzüne hem kalemine hem yaşamına hem duruşuna etki eder. Daha bir güvenle ayakta durmasına neden olur. İşte toprağın altındaki köklerin toprak üstüne gönderdiği yaşam ve gıda kaynaklı uzantıları, o yeri mamur etmeye yarar. İnsan da böyledir ve kökleriyle ayakta daha sağlam durur.
Kabul etmek lazım ki, kendini vitrin yapma sevdasında olanlar Diyarbekir’de vücuda gelmiş ve Z kuşağı maalesef bihaber. O yüzden her fiil, eylem, soru ve muhabbetimiz Diyarbekir oluyor. Gelecek kuşağımıza asaletimizi ve Diyarbekir’ imizi nasıl anlatabiliriz?
-Yıllar önce bir müzikal sohbet ortamında dostların teklifiyle birkaç şiir okudum. Gerek fon müziğinin duygusallığı ve gerekse o andaki ortamın güzelliğinden olsa gerek, bana yakın oturan genç grubundan bazılarının duygulandığını hatta gözlerinin yaşardığını hissettim. Sunumum sonlandığında onların daveti üzerine yanlarına oturup, çay ikramını kabul ettim.
Beğeni ve iltifat cümleleriyle beni onore etmeye çalıştıklarını çok sevinerek izledim. Ancak şaşkınlığımı da gizlememiştim.
Gözlerinin yaşardığını gördüğüm 25 li yaşlarda gruba şöyle seslendim.
-Arkadaşlar, sizlere çok teşekkür ediyorum. Genelde Diyarbekir’ imizi ama özelde bizim gençliğimizden izler taşıyan şiirlerimi telefona kaydederek ilgiyle, ve dikkatle izlediniz, dinlediniz ve duygulandınız. Hatta sizin ağladığınızı gördüm diyerek öndeki arkadaşa sordum.
Sizin yaş grubunuz belki bu şiirdeki anlatılan yaşamı zaman olarak bilecek durumda değil, neden bu kadar duygulandınız?
Deyince,
-Abdulkadir abe, ben babamı küçük yaşta kaybettim. Sizi dinleyince hafızamda o canlandı, ayni babam gibi konuşuyordunuz.Diye cevapladı.
İşte bizler yaş grubumuz ne olursa olsun, babamıza özlem duyuyorsak bu köklerimize bağlılığımızdandır.
Bizi sokakta gören babamızın arkadaşına gösterdiğimiz saygı, büyüklerimize davranışımızın özetidir.
Sevgiyi, saygıyı, terbiyeyi, paylaşmayı, nezaketi, mertliği, aile bağlarını, komşu ve arkadaşlık haklarını gözetmeyi, var gününün değil dar gününün dostu olduğunu göstermeyi becerebilirsek hem yaşamımızı hem kültürümüzü üst seviyelere taşıyabiliriz.
Bana bu fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Sağlıklı ve huzurlu gelecek günlerde bir arada olmayı temenni ederek okurlarınıza ve değerli hemşerilerimize selam, saygılar gönderiyorum.

Sizi Diyarbekir ile başbaşa bıraksak, hasret kaldı mı içinizde desek, ne dersiniz?
-İcimizdeki hasret gün geçtikçe büyüyen cinstendir.
Zorunlu nedenlerle ikamet ettiğim gurbetten sizlerle bir arada olmanın hazzını yaşadım. Teşekkür ederim.
İstedim ki, her dine, her mezhebe, her inanışa sahip olanların bir arada yaşadığı mahallelerdeki havşli, havuzlu, eyvanlı, kilerli evler unutulmasın.
İstedim ki, Mecit Ağa fırını, Selahattin hoca, Asaf öğretmen, demirci Hasan usta, pusici keke yako, kahveci bozo, kuncili simit, sıcak salep, pisuvit arası lokum unutulmasın.
İstedim ki, Ahmed Arif, Celal Güzelses kör Yusuf, şeyh Güzel unutulmasın.
İstedim ki, uzaktan sevdalı mert Diyarbekir gençleri unutulmasın.
İstedim ki, kadim medeniyetlerin otağı olan bu mübarek beldenin kültürü, tarihî, yaşamı dizelerde saklı kalsın.
İstedim ki, Fatih paşa da ki çocukluğumda aile büyüklerimin konuştuğu ve içinde bize özgü aksan, şive özelliklerimiz kaybolmasın.
Okuyan kişi eskileri hatırlasın, eksiği varsa tamamlasın yoksa duygulansın.
Yapmak istediklerimi kısmen başarmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Yukarıda bahsettiklerimi bugüne kadar değişik zaman dilimlerinde yayınlanan 5 adet kitapla hatıra defterime sabitledim.
Elimden geldiğince, sağlığım elverdiğince bu minvalde çalışma ve faaliyetlerime devam ediyorum.
Sanırım beni hayata bağlayan en önemli ayrıntı budur.
Okurlarımıza, hemşehrilerimize en içten selâm saygılar gönderiyorum.

